Chemist's profile...::©@ή₤®::...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
...::©@ή₤®::......::Her Akşam Güneşin Battığı Yerden Gözlerin Doğuyor Gecelerime::... |
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
..::Ellerim Üşüyor... ::..sensizliğimin bilmem kaçıncı günü... gidişin bitişim olur sandım , ne tuhaf hala yaşıyorum... demek ki aşk değilmiş yalnızca insanı yaşatan... sadece içim buruk biraz o kadar... hatta zaman geçtikce unutuyormuyum ne ? sesim kısık şu sıralar, her kış kısılır sesim bilirsin , seni sevmemin dışında ki alışkanlıklarımıda atamadım henüz üzerimden... herşey aynı... caddeler , sokaklar... kalabalık şehrin keşmekeşi... her akşam değilse de iki-üç akşamda bir kavga-gürültü sesleri sokağımda... herşey anı... ellerim yine üşüyor... sıcaklığını özlemişler belli... ellerinin sıcaklığını... sensizliğimin bilmem kaçıncı günü... devamını getiremediğim şiirler gibi geçiyor günlerim... bir yanı hep boş , hep eksik... anlatmaya çalışsam boş biliyorum... senin duymayacağın sözleri sana yazmanın anlamsızlığında kayboluyorum... biliyorum birgün bir yerlerden gelecek sana sesim... ben yitip gitmişken... sen... ellerim üşüyor... ellerim... üşüyor... ..::Gönül Yaram!! ::..
..::Beni BoşVer Abi::..Galiba, galiba sonları yaşıyoruz seninle….yaşadığımız anlar ayrılık öncesi baharlara benziyor….hikaye bitti bitiyor……...yüklü bir geçmiş kalacak bizden geriye, Sokaklar…Sinemalar….Çay bahçeleri hepsi, hepsi birer anı olarak yer edecek yüreklerde…..uykuları bölüp sabahları geciktiren tarifi olmayan bir boşluğa düşeceğiz, birileri gelip çıkartacak o yerden……aklıma gelecek o ayrılık öncesi zamanlar…. Ama bunlara aldırmadan YENİ İNSANLAR SEVECEĞİZ…..Sen, sen yinede gecenin hüznüne koyma kendini…… Bak gündüzler uzamaya başladı…aşk yeniden gülümser sana….. Sabah olduğunda bu şehrin nüfusundan çıkar beni..son kez okuduktan sonra çöp tenekesinde bir yer ayarla bu yazıma……uyandırmak istemezdim Akif Oktay ..::кüçüğüм::..Ayni sokakta oturuyorduk. Her gün baska bir kizla gelirdi eve. Herkes onun hakkinda farkli seyler söylerdi. Fakat kimse gerçegi bilmezdi. Kirli sakallari vardi. Kahverengi gözlü, kumraldi.
Hiç kimseyle konusmaz, sadece gelip geçerdi. Bir gün onunla yolda karsilastik. Çok güzel bir yüzü vardi. Bana bakti ve gülümsedi. Sasirdim…! Ama yine de onu sevmemeye çalistim. Fakat o çok farkliydi. Gece boyu lambasi yanardi. Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmedigim halde onun her seyi ile ilgilenirdim. Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. O an anladim ki hep kendimi kandirmisim. Ben ona çoktan asik olmusum bile… Artik o eve gelmeden uyumaz oldum. Herkes onun kötü oldugunu söyleyince onu savunuyordum. Geçen gün yine onu yolda gördüm. Bana göz kirpti. Yanimdan geçerken onu çagirdim. Acelem var KÜÇÜGÜM dedi bana. Eve gidip saatlerce agladim. Karar verdim. Ne olursa olsun ona onu sevdigimi söyleyecektim. Yolunu bekledim. Bir gün gelirken onu gördüm. Pesine düstüm. Eve girdi. Biraz bekleyip kapiyi çaldim. Kapiyi açip Ne var KÜÇÜGÜM? dedi. Ne yapacagimi sasirmistim. Adini bile söyleyemeden SENI SEVIYORUM dedim. Gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmistim. Konusamadim ve hemen disari çiktim. Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokaga çikmadim. Bir gün kizlarla evde konusurken mahalleye bir ambulans geldi. Onun evinin önünde durdu. Sasirdik. Hemen disari firladim. 3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle disari çikardilar. Önümden geçerken ben de seni, KÜÇÜGÜM dedi ve gözlerini yumdu… Herkes bana bakiyordu. Aglayarak kosmaya basladim. Göz yaslarim durmadan akiyordu. Eve geldigimde annemler ondan bahsediyordu. Ailesi yokmus. Kendi gayretleriyle bu yasa gelmis, okumus. Sevdigi bir kiz varmis. Ailesi vermeyince kiz evden kaçmis. Bir hafta sonra kiz ölmüs. Kimi sevdiyse ölmüs. Çok aci çekmis. Intihar edip hastaneyi aramis. Polisler geldiginde evinin duvarinda KÜÇÜGÜM yazisini bulmuslar. KÜÇÜGÜM, sen de ölme… yaziyormus… KÜÇÜGÜM, SEN DE ÖLME… ..::Sigαяα Giвi::..
Hafif sisli bir havada ve günesin apartmanlarin arasindan yeni yeni güne merhaba dedigi bir saatte, vapura dogru ilerleyen genç adam; jeton gisesinde, yaklasik iki ay önce ayrildigi kiz arkadasini görür ve titrek bir merhaba ile konusmaya baslar. Bu konusmalar vapurda da devam eder. Adamin; Hava o kadar da soguk degil, disarida oturalim mi? sorusuna, kizin Olur cevabi vermesiyle birlikte vapurun en üst katina dogru yol alirlar. Birkaç dakika havadan sudan muhabbetlerle geçtikten sonra, adam kiza bir sigara uzatir ve kendisine de bir tane alir. Daha sonra, genç adam birden lafa girer: - Biliyorum, bu konulari daha önce hiç konusmadik ya da konusamadik diyeyim.Merak etme ama, Neden ayrildik biz sorusunu sormayacagim. Sadece sana söylemek istedigim birkaç sey var, onlari konusmak istiyorum. Genç kiz; adama bakarak, - Evet seni dinliyorum, devam et dedikten sonra adam, konusmasina kaldigi yerden devam eder: - Biliyor musun? Ayrildiktan sonra, seni sigaraya benzetmeye basladim. Kiz, hiç tahmin etmedigi, alakasiz bir konuyla lafa girmesinin verdigi saskinlikla, Ne? Nasil yani? der. Adam, önce kiza uzattigi sigarayi ve sonra kendi sigarasini, çantasindan çikardigi çakmak ile yaktiktan sonra: - Mesela bir tane sigara yakiyorum ve kül tablasina koyup izlemeye basliyorum. Kül tablasina dökülen külleri gördükçe; anilarimiz aklima her biri kül olup acilarima dönüsüyor sonra. Arada bir elime aliyorum sigarayi ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anilari silkiyorum kül tablasina. Sen zehiri hosuma gidiyor, içimi acitiyor, vazgeçemiyorum; içime çekmeye devam ediyorum. Agzimdan çikan her dumanda, ayrilirken bana biraktigin; son bakisinin silueti beliriyor. Her sigaranin oldugu gibi, senin de sonun yaklasiyor. Ve ben yavas hareketlerle; ne zaman seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasina, aptalca bir umutla Ne olur yapma!! diyecegin zamani bekliyorum. Ama hiçbir zaman duyamiyorum sesini. Ve iste bitirdim seni diyorum. Hayir hayir kendimi kandiriyorum galiba, Seni böyle bitiremem diyorum sonra. Ama bakiyorum kül tablasina; evet! Sen oradasin, evet! Anilar orada. Ancak, elimde hala kokun var. Yikasam da, hiç çikmayacak bir koku. Anliyorum ki; bu sigarada, senin çok az bir kismini bitirmisim. Senden bagimsiz bir sen, hep içimde yasiyormus. Ve anliyorum ki, sadece sönüyorsun. Seni atesleyecek bir Ben bekliyorsun sabirla. O Ben, çok da bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya basliyorsun. Anilar acilar derken yine bitiyorsun. Yeniden yaniyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor; sonunda aliskanlik oluyorsun. Genç kiz anlatilanlari dinlerken; tarif edilmeyecek bir duygu yogunlugu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu kadar aci çekmesine üzüntü duyarken; diger yandan da, kendisinin hala unutulmamis olmasindan, haz aliyordu. Aslinda kendisi de unutamamisti genç adami. Kendi istegiyle ayrilmisti ama; sevmedigi ya da artik bir seyler hissetmedigi için degil, en yakin kiz arkadasinin da, o insana karsi bir takim duygular besledigi için gerçeklesmisti bu ayrilik. Bunu; ne erkek arkadasi, ne de en yakin arkadasi biliyordu. Erkek arkadasina, Bu iliskide bir seyler eksik, ben daha fazla sürdüremeyecegim, ayrilmaliyiz. diye bir mesaj atarken; kiz arkadasina, Ilgisiz bir sevgili olmaya baslamisti günler geçtikçe; çok bunalmistim. Ve bir gün onu, baska biriyle sarmas dolas gördüm. Bu yüzden ayrildim. demisti. Böylece, hem erkek arkadasindan, kendine göre, makul bir sebeple ayrilmis; hem de arkadasina, erkek arkadasini kötüleyerek, ondan sogumasini saglamisti. Kendisinin çok aci çekecegini bile bile, arkadasini kaybetmemek için, böyle bir yalanlar zincirine basvurmustu. Artik hayatini,bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu karsilasmalarinda duygularini bir tarafa birakip, mantigi ile karar vermek zorundaydi. Geri dönüsü yoktu ve kiz da bunun farkindaydi. Bütün ayrintilari, olasi bir karsilasma için düsünmüstü daha önceden. Adamin anlattiklarini dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve adamla göz göze gelip, Bitti, bu kadardi! dermisçesine bakmasindan sonra, kiz konusmaya basladi: - Açikçasi bu söylediklerin, hiç beklemedigim seylerdi. Benim, bu açiklamalarina bir yorum yapmami bekleme. Çünkü bunlar; senin kendi düsüncelerin. Her biten iliskiden sonra, yasanabilecek duygulardan bu anlattiklarin. Sunu söyleyebilirim ama; yasadigimiz iliskide, elimden gelen fedakarligi gösterdigime inaniyorum. Seni hiçbir zaman suçlu görmedim, hersey benden kaynakliyordu. Sonuç olarak, bir sekilde bu iliski yürümedi ve bitti. Bu kadar basit. - Bu kadar mi yani? - Evet... Genç adam sok olmustu. Belki, daha ilimli bir yaklasim bekliyordu kizdan. Ancak, kesin ve kararli konusmustu kiz. Hiçbir umudun kalmadigina, kendini inandirmaya çalisiyordu. Vapur yanasmisti iskeleye. Tek bir kelime bile konusmadan vapurdan indiler. Iskelenin sonunda; genç kiz, adama sarilarak Hosçakal dedi. Ancak adam, ayrilirken ne sarilmisti kiza, ne de bir kelime çikmisti agzindan. Bir heykel gibi duruyordu kizin karsisinda. Kiz da, bir tepki gelmeyince; hizla oradan uzaklasmayi tercih etti. Arkalarina bile bakmadan ayrildilar. Kiz, isyerine ulasti. Yerine oturduktan hemen sonra, cep telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj, eski sevgilisindendi ve söyle yaziyordu: - Hep bu karsilasmayi ve sana sigara hikayesini anlatacagim günü beklemistim. Ve o gün, gözlerimin içine bakip; söyleyeceklerine göre, hayatima bir yön çizecegime... Genç kiz, bu mesajdan hiçbir anlam çikaramamisti. Bu mesaji düsünürken; bir mesaj daha geldi: - ... kendi kendime söz vermistim. Bugün duyduklarim; beni hayal kirikligina ugratti ve ben kararimi verdim: SIGARAYI BIRAKTIM... ...:: Bu KaDaR SeVeBiLiRMiSiNiZ ? ::...Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki...Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan. Ne dersin, bu evi alalım mı? Dedi adama.Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim? diye yanıt verdi adam. Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun,burası bizimdir artık.... Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,-- Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen.Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım…………..
......BİR HAYAT ÇİZDIM KENDIME,HAPSETTIM KENDIMI İÇİNE SESSİZDİ HAYATA HAYKIRISLARIM OYSA BU GÜRÜLTÜ NIYE?? HERKESIN BIRAZ ''FAİLİ''OLDUGU''MECHUL''BİR''CİNAYETIM''ŞİMDİ... OYUNCAKLARI BIRAKIP YÜREKLERLE OYNAYALI OYUNCAKLARIN ADI ''AŞK''KALDI... ..::Kendine İyi Bak::..Kendine iyi bak bir "veda" deĞil "elveda" cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde... "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum. "Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem cok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum." Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç cok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine Kendine Iyi Bak gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar. Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez Kendine Iyi Bak derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevincisin. Sen hayatıma renk katan, sen yureğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?... Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse sen de "Kendine İyi Bak." ..::Böyle Sevdim Seni::..Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp , geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok az aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de ugurlama. O yüregin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin.Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren sendin ve ben kaygısız, içten gülüsün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve asamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tutmadın ama tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Durusunu, gülmeni, şaşkınlığını, saflığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok... ..::Beklentisiz Sevmek::.. Hiç beklentisiz sevdiniz mi?Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden...sevdiniz mi hiç? Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip , onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi? Yanında ki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter , bunu ben değiştiremem , beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçe bildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilirmisiniz?Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden.. Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için değil,O istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç? Bugün beni hatırlamadı yerine..-hiç beklemiyordum , senin geleceğini -diyebilmek ne güzeldir oysa.. Onu boğmadan, kendinizi boğmadan , sevebilmek ne güzeldir.. Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim ,sevilmemim tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin..Ben beklentisiz seviyorum.. Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize hiç beklenmedik bir 'seni özledim 'mesaji ile aşk ı yakalayın.. Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum.. O sizin sevgiliniz oldu için değil.. Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düsünmeden. .Onu sevdiğiniz,onun da sizi sevdiği için ,sevin.. Sevgi ye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından.. Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel.. Göreceksiniz ki , O zaman sevgili daha bir romantik.. Göreceksiniz ki O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, Yıllanmış şarap gibi, Beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını.. Ben beklentisiz seviyorum..Onun nerede olduğunu merak etmiyorum.. Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da.. Geleceğe dair hayallerimde yok zaten.. Ben sevgiyi yaşıyorum.. Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli ,o kadar kıymetli ki.. Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları.. Beklentisiz seviyoruz.. Sevdiğimiz için seviyoruz.. Hayalsiz,,geleceksiz,beklentisiz.. Anlık seviyoruz.. Deneyin.. ..::Telefonda ki Ses::..David o gün çok yoğundu,seçim kampanyaları devam ediyordu.Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı.Özür dileyip kapattı.Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı.Telefon çalarken kalbi çok hızlı çarpıyordu.Evet karşısında yine o tatlı ses vardı.Kendisini tanıttı. Konuşmaya başladılar.Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu. Günler geçti .Hergün onunla konuşuyordu,onun sesini duymadan güne başlayamıyordu.Kızgın olduğunda sakinleştiriyor,üzgünken neşelendiriyor,monoton günlerde yeni heyecanlar aşılıyordu. O soğuk kış günleri bu sıcacık sesle ısınmış ve bahar gelmişti. Bu arada seçim kampanyalarıda çetin bir şekilde devam ediyordu.Bu arada aklından ve kalbinden çıkaramadığı o kızla evlenmeliyim diye düşünmeye başladı.Bu kampanyası içinde olumlu olurdu.Danışmanı başının etini yiyordu." Evlenirsen ,raitingin 10 puan artar diye...Şu ana kadar bu konuyu pek ciddi düşünmemeşti.Neden olmasın dedi ve hızla telefonu çevirdi. Hiç nefes almadan evlenmek istediğini söyledi ,kampanyasını anlattı,hayallerinden bahsetti,seçimden sonra karayiplerde bir balayından bile bahsetti.Onun çoşkusu genç kızada geçmiştiAma bir anda sessizleşti ve mırıltılı bir sesle " henüz beni görmediniz ,ya beğenmezseniz." dedi.David" bu kadar güzel bir sesin ve kalbin sahibi çirkin olamaz herhalde" dedi.Bu arada eski neşesini ve çoşkusunu kaybetmişti.O zaman yarın buluşalım dedi. Buluşacakları yeri konuştular. Ertesi gün David heyecanla buluşacakları yeregeldi.Biraz sonra uzaktan yanında köpeği ile güzel bir kız geliyordu. Acaba o mu diye düşündü.Ama parkın o kısmındaki tek kişi olmasına rağmen ona bakmıyordu. Uzaklara çok uzaklara bakıyordu.Sanırım o değil dedi. Kızın gözlerinde güneş gözlükleri vardı.Kızın gözlerinin ne renk olduğunu düşünmeden edemedi. Kız David ile telefondaki meleğin buluşacağı havuzun yanına kadar geldi.Oda ne elinde bir beyaz baston vardı.David şaşkınlıkla ona bakakaldı. Bu o telefonlarda konuştuğu meleğiydi.Ama o kördü.Ne yapmalıyım diye düşündü. Kaçıp gitmeli mi ? Herşeye rağmen elini tutup konuşmalı ve onunla evlenmeli miydi ? David yutkundu ve birkaç adım atıp,kızın yanından geçip sessizce gitti. Parkın dışına çıktığında son birkez dönüp kıza baktı.Kız hala uzaklara doğru bakıyor,köpeğiyle konuşuyor ve David bekliyordu. David günlerce, onu bekleyen kızın hayalini unutamadı. Sürekli doğruyu yaptığına kendini inandırmaya çalışıyordu. Bazen eli telefona gidiyor, o gün işim çıktı gelemedim deyip,yine herşeye yeniden başlamayı düşünüyordu. Günler geçti ve seçimler sonuçlandı.David seçimleri kaybetti.New Jersey valisi olamamıştı.Yine avukatlığa devam etmeye başladı. Noel hazırlıklarının devam ettiği o öğlen, sekreteri içeri girerek, davanın 25 dk sonra olacağını hatırlattı. Hızla hazırlandı. Çantasını alıp adliyeye gitti. Yerine geçti oturdu. Önemli bir tecavüz davası görülüyordu ve sanığı David savunacaktı, işi zordu. Biraz sonra karşı taraf ve hakimde yerlerini almıştı. David ilk tanığa sorusunu sordu.Moralinin bozulmaması için karşı tarafın avukatına dönüp bakmamıştı bile. 2.tanık ile ilgili notlarına bakarken, yüksek topuklu bir ayakkabı sesi duydu.Karşı tarafın avukatı tanığın yanına gidiyordu. Avukat konuşmaya başladı.Bu ses çok sert,acımasız ama bir o kadarda tanıdık geldi. Başını kaldırdı daha bir dikkatle baktı. O sırada saçlarını sımsıkı topuz yapmış, menekşe gözlü, dudakları bir çizgi gibi kapalı avukatla gözgöze geldi. İşte o anda gözlerinde birden başka bir görüntü canlandı. Çağlayan gibi omuzlarından aşağı sarkan sarı saçlar, heran gülmeye hazır yürek şeklinde dudaklar, melek gibi bir yüz ve güzel bir vücut. Bu o parktaki kız olabilir miydi..? Yoksa halisülasyonlar mı görmeye başlamıştı. 2 saat sonra dava bittiğinde hiç bir şey hatırlamıyordu.Yanından hızla geçen avukatın peşinden koşup bahçede yakaladı.Tam ağzını açıp konuşacaktı ki. O menekşe göze ta gözbebeklerinin içine kadar sımsıcak bir şekilde baktı; o çizgi halindeki dudaklar güller gibi açarak gülümsedi ve şarkı gibi melodik bir ses duyuldu. " Merhaba o gün parkta sana şaka yapmak istemiştim..Herşeye rağmen beni isteseydin, cesurca yanıma gelip bana telefondaki meleğim demiş olsaydın. Ya da 1-2 saniye daha bekleyebilseydin. Sana evet demek için gelmiştim.Oysa sen kendi kalbini sınavdan geçirdin ve başarızsız oldun.? Bu arada, sürekli aradığın... ya da parktaki günden sonra hiç aramadığın telefon, ofisimdeki direkt telefondu." Ve telefondaki melek yürüyüp gitti?... (Alımtı) : http://www.sevgidunyam.com ..::Beni Güzel Hatırla::..
..::Kendimden Kaçtım::..Seni bulmak için, sana varmak için, yüreğine bir kez olsun dokunabilmek, gözlerinden bir kez geçebilmek için kaçtım. Bir kez olsun dokunabilseydim yüreğine, bir kez olsun gözlerinde kendimi görebilseydim, bir kez olsun ismimi senin sesinle duyabilseydim, ölmeyecektim. Bu bir büyüydü benim için,sonsuza kadar ve mutlu yaşamamı sağlayacak o üç elmanın düşmesiydi. Yaşamımın bir masala dönüşmesiydi. Sense bunların benim için ne anlama geldiğini hiç bilmedin. Sıradan biri, hayatından öylesine gelip geçmiş biri, sana bir kez bakmış sonra unutmuş herhangi biri olmamı istedin. Bense sana bir kez baktım,ve hiç gitmedi yüzün gözlerimin önünden� Ben durup durup seni özlerken, senin hiç haberin olmadı. Sana yazarken, parmak uçlarım kağıda değil tenine dokundu, hissetmedin, anlamadın. Nefesini kıskandım, sana nefes kadar yakın olmak için tanrıya yalvardım. Sen saçlarına dokunurken ben dokunuşunu hissettim saçlarımda, sen bana bakarken, ben eridiğimi hissettim. Senin hiç haberin olmadı.
Sonra kaçtım kendimden. Sana varmak için tüm yolları denedim. Seninle konuşmayı denedim, sana bakmayı denedim, sana dokunmayı denedim. Denedikçe yanıldım, yanıldıkça yandım. Yandıkça parçalandım. Sana varamadan, savruldu parçalarım. �Gözlerin gözlerime değdikçe, felaketim oldu, ağladım�* Yüreğimdeki varlığını bilmenden çok, yüreğinde var olmak istedim. Hayatımdaki anlamını bilmenden çok, hayatında bir anlamım olsun istedim. Bana bakarken beni gör istedim. Beni bil istedim. Belki bir hayaldi ama, beni sev istedim. Ben savaş verirken kendimle, en çok da seninle, senin bunlardan hiç haberin olmadı.
..::Kalbimin Sahibi::.. Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yinede engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu... "Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı SEVGİLİN !!! ...::uNuTaMaDıM::...
...::DiPLoMaSİ::...
..::İyimserlik Budur::..
|
|||||||||||||||||||||||||||||||
Ziyaret ettiginiz için tesekkür ederim.Biseyler yazmadan geçmeyin Lütfen.Saygı ve Sevgilerimle...Tekrar Görüsmek Üzere..... |
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Mona-Lise Aysewrote:
Oct. 19
|
||||||||||
|
Irmgard G.wrote:
July 5
|
||||||||||
|
Ayşe ...wrote:
![]()
July 3
|
||||||||||
|
’*·~-.♥ d€nİz ♥.-~·*’˜wrote:
ÇOK ŞÜKÜR HALİMİZE Dİ Mİ:)) Gözler açılıp besmeleyle tavana bakılır. Çok şükür tavan olması gereken yerde durmaktadır; deprem olmamıştır.
May 23
|
||||||||||
|
’*·~-.♥ d€nİz ♥.-~·*’˜wrote:
BAKMAK VE GÖRMEK ARASINDAKİ FARK Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa: - Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk: -Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken: - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken: - Artık emin değilim, demiş. - Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür. iyi günler arkadaşım
Apr. 21
|
||||||||||
|
Deryawrote:
Apr. 13
|
||||||||||
|
Deryawrote:
Apr. 13
|
||||||||||
|
’*·~-.♥ d€nİz ♥.-~·*’˜wrote:
Ömür dedigin üç gündür,dün geldi geçti yarin meçhuldür, O halde ömür dedigin bir gündür,o da bugündür.. Cok zaman onceydi. O kadar zaman onceydi ki zaman diye bir sey yoktu. Insanlar günes dogup batincaya kadar yasiyorlardi hayati. Bir daha hic olmayacakmis gibi dolu ve anlamli. Derken zaman diye uc parcali bir sey icat etti insan. Bir parcasina dun dedi, diger parcasina bugun, oteki parçasina da yarin. Sonra fesat karisti zamana ve insan bugunu unuttu. Dunu dusunup pisman oldu, yarini dusunup telaslandi, ama isin ilginc tarafi tum telas ve pismanliklari gunes dogup batincaya kadar yasadi. Farkinda olmadan rezil etti bu gununu. Oysa yarin, bugune dun diyor, dunde bu gün icin yarin diyordu. Bir turlu beceremedi. Bir eliyle yarina, diger eliyle dune yapisti. Bu gunu eline yuzune bulastirdi... Mutsuz oldu insan. VE ne gariptir ki yarinin telasini da, dunun pismanligini da hep bugun yasadi; ama bugunu hic yasayamadi. Ne yarin ne de dun!
Apr. 8
|
||||||||||
|
SiNeMwrote:
selam alanın çok güzel olmuş eline sağlık başarılar.......
Mar. 29
|
||||||||||
|
HANZADEwrote:
Merhaba.. Ziyaretiniz için teşekkür ederim.. Sizin sayfanızda güzel olmuş.. Herşey gönlünüzce olsun..
Mar. 28
|
|
|